15 Mayıs 2011 Pazar

KAPLICA HAKKINDA BİLGİ

 Kaplıca yeraltından kaynayarak yeryüzüne çıkan sıcak, şifalı sular üzerine kurulan hamamlar, ılıca. Bu şifalı sular, içmek için kullanılırsa “içme” adı verilir. Ilıca olarak da bilinir, maden sularından yararlanma amacıyla kaynarcaların çevresinde kurulan tesislere verilen genel addır. Araştırmalar sonucunda çeşitli hastalıkların tedavisine yardımcı olduğu anlaşılan mineral iyonlarıyla yüklü maden sularının oluşumuna ilişkin değişik görüşler vardır. Bu görüşlerden biri, çatlaklardan sızan yerüstü sularının, yolu üzerindeki mineralleri eriterek derinlerdeki ısınmış katmanlara ulaştığı ve buradaki sıcaklığın etkisiyle buharlaşıp yoğunlaşarak yeryüzüne geri döndüğü biçimindedir. Magmaya yakın katmanlarda bazı mineralleri eritmiş durumda bulunan suların buharlaşıp yoğunlaşarak tektonik olaylarla yeryüzüne çıktığı görüşü ise başka bir yaklaşımdır. Maden suları fiziksel özellikleri bakımından çok sıcak, sıcak ve soğuk sular olarak sınıflandırılır. Kimyasal özellikleri bakımından ise bikarbonatlı, sülfatlı, tuzlu, kükürtlü, karbondioksitli, demirli, arsenikli, iyotlu, karışık ve radyoaktif madensuları vardır. Çünkü içme suları ile kaplıca suları arasında içindeki maddeler bakımından farklılıklar vardır.

Maden suyunun yeryüzüne çıktığı kaynağa kaynarca denir. Bir kaynarca suyunun fiziksel ve kimyasal özelliği bir başkasına, hatta çok yakındaki bir kaynaktan çıkan maden suyunun özelliğine benzemez. Bu nedenle tıbbi tedaviye yardım amacıyla kullanımında özenli olmak gerekir. Öte yandan kaplıca sularının hastalıkların iyileştirilmesine katkıda bulunma ölçüsü hakkında ayrıntılı ve kesin bilimsel açıklama yoktur.

Şifalı sularda erimiş halde demir, kükürt, kireç, magnezyum, potasyum, sodyum ve silist gibi madeni tuzlar bulunur. Bu sebeple şifalı sular bazı hastalıklara iyi gelirler. Ayrıca bu şifalı sularda gözle görünmeyen bir takım radyoaktif ışınlar da vardır. Bundan başka kaplıca sularında vücudun mikroplara karşı koyma gücünü arttıran, sindirimi kolaylaştıran ve vücuda rahatlık sağlayan bazı tesirler de görülmektedir. Fakat bunların şifa sebepleri ilmen tam açıklığa kavuşmamıştır.

Şifalı sular birçok mide, barsak, karaciğer, safra kesesi, böbrek, sinir hastalıkları ile romatizma, felç ve çeşitli deri hastalıklarına iyi gelmektedir. Her kaplıca ve içme sularının içindeki madeni tuzlar değişik olduğundan hangi hastalıklara hangi çeşit suların iyi geldiğini bilmek lazımdır. Kaplıca tedavisine başlamadan önce ilgili doktora danışmak ve onun tavsiye ettiği kaplıca veya içmelere gitmek gerekir. Rastgele gidilirse, insana faydadan çok zarar verir.

Türkiye'deki kaplıcaların şifa sağladıkları hastalıklar bakımından çeşitli kaynaklar vardır. Bunlardan “alkali kaynaklar”, Özellikle solunum sistemi üzerine; içilirse mide, barsak, safra taşlarına; yıkanılırsa romatizmaya iyi gelir. “Silisli kaynaklar” romatizma, damar sertliği hastalıklarına iyi gelir. “Akratoterm kaynaklar” romatizmaya, böbrek hastalıklarına, felç ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. “Lityumlu kaynaklar”ın ise böbrek ve mesane taşlarına iyi geldiği bilinmektedir. Şifa niyetiyle, vücuttaki rahatsızlıkların iyileşmesi için, soğuk-sıcak-çamurlu sularda banyo yapmak, tabiatın güzelliklerinden istifade etmek, dinlenmek için geziler yapmak, içmecelere gitmek, çok faydalıdır.

İslamiyet’in yayıldığı ülkelerde Müslümanlar çok geniş bir şekilde içme ve kaplıcalardan istifade etmiştir. İslamiyet’in temizlik ve hastalıklara şifa araması hakkındaki emirleri, Müslümanların bol bol banyo yapmalarını ve bu arada yeraltından fışkıran şifalı suların etrafını muhafaza altına almalarını teşvik etmiştir. Hıristiyan dünyasında ise tahrif edilen İncil’in emirleri denilerek yıkanmak, temizlik ve intizam günah sayılıp hor görülmüştür. Bu yüzden Anadolu’da eskilerden kalma binalar gibi çeşitli istifadeye hazır eserler harap olmuştur. Zamanla Anadolu’ya giren Müslüman Türkler bunları istifadeye uygun şekilde ihya edip, yenilerini yaparak mükemmelleştirmişlerdir. Türkler fethettikleri yerlere sayısız hamamlar, kaplıcalar, içmeler, çeşmeler, havuzlar ve sair şifalı su tesisleri kurmuşlardır. Hatta bunlar dünya çapında ender rastlanan eserler vasfını haizdir. Bunlardan günümüze kadar sağlam kalan Budapeşte kaplıcası Avrupa’da Türklerin bıraktığı en önemli eserlerden biridir.

Selçuklular zamanında yapımına başlanan şifalı su tesisleri, kaynakları Osmanlılar devrinde zirveye çıkmıştır. Türkiye’nin jeolojik ve morfolojik yapısı itibariyle şifalı suları boldur.

Bugün şifalı suların bulunduğu yerlerde gerekli sağlık tesisleri tam manasıyla yoktur. Yerleşme yerleri azdır. Yaz aylarında mahdut sayıdaki otellerde yer bulmak bir hayli güçtür. Fakat her geçen gün şifalı suların önemi daha iyi anlaşılmakta, etrafında ihtiyacı karşılayacak yeni tesisler yapılmaktadır.







 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder